Gezegenlerin Manyatik Alanları

6/6/2009 ·

dünya,walpaper,masa üstü,manyatik alan,dünyanın manyatik alanı
Dünya’nın ve öteki gezegenlerin manyetik alanlarının nasıl oluştuğu henüz pek açığa kavuşmuş değil. Bu konuda çeşitli varsayımlar var. Bunlardan en yaygını, gezegenlerin dev birer dinamo gibi davranarak kendi manyetik alanlarını oluşturdukları yönünde.

Öteki gezegenlerdeki durum Dünya’dakiyle benzerlik gösterse de, biraz daha gizemli. Çünkü, eldeki veriler, onların yakınından geçen uzay araçlarının gönderdikleriyle sınırlı. Nasıl çalıştıkları tam olarak anlaşılmamış olsa da dev gezegenlerin manyetik alanları ve bu alanın gezegenlerarası maddeyle etkileşime girerek oluşturduğu manyetosferleriyle ilgili bilgiler bu uzay araçları sayesinde elde edildi. Dünya’nın manyetik alanının nasıl oluştuğu sorusunun yanıtı, onun derinliklerinde gizli. Dinamo kuramına göre her şey, gezegenin merkezindeki demir çekirdeğin hareketiyle oluyor.

Dinamonun gerçekten çalışıp çalışmadığı bir tartışma konusu. Ancak, bunu gözlemek de zor. Doğrudan gözlenemese de bilim adamları, bu “jeodinamo”yu sanal ortamda yaratmayı başardılar. Jeodinamonun ilk bilgisayar simulasyonunu, 1995’te Gary Glatzmaier yarattı. California Üniversitesi’nde yerbiliimci olan Glatzmaier ve çalışma arkadaşları, simulasyonu o günden bu yana geliştirerek, Dünya’nın içinde neler olup bittiğini anlamada epeyce ilerlediler. Glatzmeier, son gelişmeleri, ABD Bilim Geliştirme Derneği’nin (American Association for Advancement of Science) yıllık toplantısında sundu.

Dünya’nın çok büyük oranda demir içeren çekirdeği iki ana katmandan oluşur. İçteki çekirdek, Ay büyüklüğünde; sıcaklığıysa Güneş’in yüzey sıcaklığı (6000°C) kadar. Bu çekirdeği saran katmansa sıvı. Galtzmaier’in modeline göre, dinamoyu çalıştıran şey Dünya’nın giderek soğuması. Bu, sıvı katmanlarda çevrinti hareketine (konveksiyon) yol açıyor. Bu da, iletken katmanın elektrik akımı üretmesini sağlıyor. Elektrik akımı, manyetik alan oluşturmak için yeterli. Bu modelin bir amacı da Dünya’nın geçmişinde manyetik alanının yönünü neden sık sık değiştirdiğini açığa çıkarmak. Bilim adamları, Dünya’nın jeolojik tarihinde, manyetik alanın yönü ve şiddeti hakkındaki bilgiyi, kayaları tarihlendirerek bulabiliyorlar. Örneğin, bir milyon yıl önce katılaşmış bir kayanın içindeki manyetik özelliğe sahip minerallerin doğrultusu, bize o zamanki manyetik alanın yönünü söylüyor.

Model, ayrıca, Dünya’nın katı çekirdeğinin, gezegenin yüzeyinden daha hızlı döndüğünü de gösteriyor. Dönen sıvıların böyle bir özelliğinin olduğu zaten biliniyordu. Ancak bunun, simülasyon da olsa, Dünya’nın sıvı katmanı içinde geçerli olması, dinamo kuramını destekliyor. Kabuğun al-tında bu türden bir hareket olduğu, sismik incelemeler yapan yerbilimcilerce de doğrulanıyor. Beş yıldan uzunca bir sü redir bu model üzerinde çalışan araştırmacılar, yak laşık 300 000 yıllık deği şimleri gösteren simülasyonlar yaptılar. Elde edilen sonuç, Dünya’nın jeolojik geçmişiyle karşılaştırıldığında, gayet tutarlı görülüyor. Bu simülasyonun da gösterdiği gibi, yaklaşık 200 000 yıl süresince manyetik alanın yönü değişmiyor; sonra bunu izleyen 1000 yıl içerisinde yön değiştiriyor; sonra yine 200 000 yıl böyle kalıyor. Glatzmaier’e göre, manyetik alanın yön değiştirmesine, herhangi bir dış etken yol açmıyor. Yerin içindeki karmaşık yapı bunun tek nedeni. Araştırmacılar, bundan sonraki çalışmalarında, daha çok bu yön değiştirmenin mekanizmasını bulmaya çalışacaklar. Oluşturulan bu model, manyetik alanlarla ilgili varolan pek çok soru işaretinin tümünü ortadan kaldırmasa da, gerçeğe çok yakın bir senaryo yaratılmasında çok yardımcı oluyor. Glatzmaier, programın geliştirilmesiyle ve gelişen bilgisayar teknolojisinin de yardımıyla, yakın gelecekte jeodinamonun gizeminin ortadan kalkacağına inanıyor

Yorum (2)

Ameliyatta devrim yaratan robot

4/6/2009 ·

Ameliyatta devrim yaratan robot



Intutive Surgical isimli firma, iki HD görüntüyü birleştirerek HD görünüt sunan devrimsel ameliyat robotunu tanıttı.


Tıp dünyasının elektronik devi Intutive Surgical, da Vinci Si adını verdiği yeni ameliyat robotunu tanıttı. Yüksek çözünürlüklü üç boyutlu video ile ameliyat yeri doktorun önündeki ekrana yansıtılırken, doktorun hassas parmak kontrolleriyle ameliyatı masa başından yapmasına imkan tanıyor. İki yüksek çözünürlüklü görüntüyü birleştirerek üç boyutlu görüntü oluşturan da Vinci Si, bu özelliğiyle bir ilk. Hafif kamera başlığı doktor tarafından efor harcamadan ayarlanabilirken otomatik aydınlatma özelliği ve netleme tuşlarıyla işlevsel bir kullanım sunuyor. Dört adet robot kola sahip olan da Vinci Si, hassas parmak kumandalarıyla kontrol ediliyor. Doktorlar bu sayede parmaklarını kullanarak gerçekten ameliyat aletlerini kendi tutuyormuş gibi hareket edebiliyor. Robot ayrıca iki doktorun aynı anda çalışmasını da mümkün kılıyor.

Yorum (0)

Atom İşlemci Nedir?

4/6/2009 ·

Intel, sürpriz bir şekilde Atom işlemcisi ile inanılmaz bir hızla neredeyse tüm Netbookların içine girdi. Peki nedir Atom İşlemci?

Çoğu Netbook kullanıcısı cihazı içindeki işlemcinin, masaüstü bilgisayarındaki Intel’den ne kadar farklı olduğunu bilmiyor bile. Bunun da gayet kolay anlaşılır bir nedeni var: Genelde bir laptopdan beklentimiz, maillarımıza bakmak ve Internette sörf yapmaktan ibaret. Bu yüzden, hafif, ucuz ve düşük güçlü netbook konsepti neredeyse klasik laptopların satışını durdurdu. Aslında bu ticari açıdan da doğru karardı; zira artık laptop tüketimi de doyma noktasına gelmişti.
 
Intel Atom farklı bir mimari üzerine kurulu. Tüm Atom serisi, düşük enerji tüketimi için 45nm olarak üretiliyor. Yaygın olarak tek çekirdekli modelleri kullanılmasına karşılık, çift çekirdekli modelleri de mevcut. Bazı modelleri 64 bit komut setini de destekliyor; ancak henüz yaygın değiller.
 
Atom işlemciler son kullanıcıya satılmıyor ve aynı Via ITX anakartlarda olduğu gibi, anakarta lehimli geliyorlar. Intel’in Micro-FCBGA tipi yuvasını kullanıyorlar. Tıpkı Coppermine serisi Mobile Celeron’da olduğu gibi. Ancak 479 pin yerine 441 pin kullanıyorlar.
 
Intel ATOM, AMD Geode gibi bir SOC (System On a-Chip) çözümü değil; yani bellek kontrolörü gibi ek üniteler ayrı chip üzerinde. Bu açıdan bakarsak, Atom, Geode ya da ARM gibi gerçek mobil bir sistem değil. Performans olarak baktığımızda, Atom’un enerji veriminin Texas Instruments OMAP’ın (çok sayıda Symbian cep telefonu tarafından kullanılıyor) ancak dörtte biri kadar olduğunu görüyoruz.
 
Enerji verimliliği adına, Atom’larda ilginç bir özellik bulunuyor:Dynamic cache sizing. İhtiyaç duyulmayan cache alanları, dinamik olarak erişime kapatılarak elektrik tüketimi azaltılıyor.
 
Atom’un kullanım alanı, düşük güçlü-düşük fiyatlı-hafif laptoplar olarak sınıflandırabileceğimiz netbooklar ile sınırlı değil. Aynı kullanıcı profili ile geliştirilen, enerji tüketimi ve performansı daha yüksek Atom modelleri “Nettop” adı verilen yeni bir sınıf masaüstü bilgisayarlarda da kullanılıyor. Bu Atom serisinin çift çekirdekli, hatta 64 bit komut setini çalıştırabilen modelleri de mevcut.
 
Daha önce Silverthorne ve Diamondville kod adlarıyla anılan yeni işlemciler, Hi-k metal geçit teknolojisi ve Intel'in endüstri lideri 45 nm teknolojisi ile üretiliyor. Termal tasarım gücü (TDP) spesifikasyonu 0,6-2,5 watt aralığında olan işlemciler, müşteri ihtiyacına bağlı olarak 1.8 GHz hıza kadar çıkabiliyor. Karşılaştırmak gerekirse, mevcut mobil Core 2 Duo işlemcilerin TDP değeri 35 watt düzeyinde.
 
MID fırsatına ek olarak Intel, "netbook" denen ucuz ve İnternet merkezli yeni mobil bilgi işlem cihazları kategorisi ile, "nettop" denen İnternet merkezli temel masaüstü PC'lere olan talebin, önümüzdeki birkaç yılda oldukça artacağına inanıyor.

Yorum (0)

TDK'nın Türk dünyası destanları projesi

4/6/2009 ·


Türk Dil Kurumu, Türk destanlarını film, çizgi film ve bilgisayar oyunlarında kullanılmak üzere seri haline getirdi.


Türk Dil Kurumu (TDK), yabancı kaynaklı çizgi film ve bilgisayar oyunlarının özellikle çocuklarda dil kullanımında kötü örnek oluşturduğu düşüncesinden yola çıkarak Türk destanlarını seri haline getirdi. Yayına hazırlık çalışmaları tamamlanan ve 100 destandan oluşması düşünülen serinin çizgi film, dizi film ve bilgisayar oyunu olarak değerlendirilmesi planlanıyor.

TDK Başkanı Prof.Dr. Şükrü Haluk Akalın, destan projesiyle ilgili bilgi verirken, yabancı çizgi filmlerin pek çok olumsuz örnek oluşturduğunu ifade etti. Bu çizgi filmlerde şiddet öğelerinin ve insan ilişkilerinde olumsuz örneklerin yer aldığını belirten Akalın, "TDK olarak dikkat ettiğimizde de yabancı sözcüklerin kullanılması, kaba dile yer verilmesi, hakaret içeren sözler kullanılması gibi olumsuzluklar içeriyor" dedi.

"Burada her alanda olduğu gibi aslında kendi kültür değerlerimize dayalı çizgi filmlerimizi üretmemiz gerekiyor" diyen Akalın, Türk Dil Kurumunun, bu konuda büyük bir çalışma yürüttüğünü ve söz konusu çalışmanın da tamamlanma aşamasında bulunduğunu söyledi.

Çocukların ve gençlerin ilgi duyduğu alanlardan birinin de bilgisayar oyunları olduğunu dile getiren Akalın, destanlarla ilgili projeleri konusunda şu bilgileri verdi:
"Daha çok başka kültürlerin, başka toplumların kahramanlarını konu alan çizgi filmler, bilgisayar oyunları hazırlanıyor. Ama bizim destanlarımız, efsanelerimiz hem çizgi film, hem dizi film, hem de sinema filmi haline getirilmeyi bekliyor. Ayrıca, bu eserlerimizden bilgisayar oyunlarının da üretilmesi gerekiyor.

TDK olarak, bizim yürüttüğümüz Türk dünyası destanları projesinde sayı, şu ana kadar 30’u buldu. Proje neticelendiğinde de yayımladığımız destan sayısı, 100’ü bulacak. Emin olunuz, bizim her destanımızdan bir ’Yüzüklerin Efendisi’ film dizisi kadar yeni filmler, yeni senaryolar gerçekleştirilebilir, yeni çizgi filmler hazırlanabilir. Burada biz malzemeyi ortaya koyduk."

-SANATÇILARA ÇAĞRIDA BULUNUYORUM-

Serideki destan metinlerini bilimsel yöntemlerle hazırladıklarını anlatan Şükrü Haluk Akalın, "Bu metinler, sanatçılarımız tarafından işlenmeli, senaryoya aktarılmalı, bunlardan çizgi filmler üretilmeli, bilgisayar oyunları üretilmelidir" dedi.

"Böylece biz hem kendi toplumumuza, çocuklarımıza, gençlerimize kültür değerlerimizi yansıtan, bizim değerlerimizi anlatan, çizgi filmler, sinema filmler, dizi filmler, bilgisayar oyunları sunmalıyız" görüşünü aktaran Akalın, "Bizim değerlerimizi dış dünyaya tanıtmalıyız. Bizim de bu alanda önemli eserlerimizin olduğunu ispatlamalıyız" diye konuştu.

Akalın, çalışmayla ilgili yapılacak üretimlere ilişkin de şu çağrıda bulundu: "İşte bu destanlardan yeni çizgi filmler, dizi filmler mutlaka çıkarmalıyız. Buradan ben çağrıda bulunuyorum; bu konuda çalışan sanatçılarımıza, destanlar dizimiz, yeni filmler, dizi filmler, çizgi filmler ve bilgisayar oyunları üretilmesi için hazır bir hazine olarak sanatçılarımızın, yapımcılarımızın önünde duruyor.

Bu destanları, daha çok o Türk toplumunun adıyla yayımladık. Kazak destanları, Kırgız destanları gibi... Örnek vermek gerekirse, ’Kırgız Destanı’ dediğimizde, onun içerisinde ’Manas Destanı’ ile birlikte başka destanlar da yer alıyor. Tatar destanları, Gagavuz destanları, bütün bunlar aslında Türk dünyasının ortak ürünleri, ortak motifler taşıyan, Türk mitolojisinin izlerinin yansıdığı destanlarımız.
Bunları şu anda biz, özgün diliyle ve Türkiye Türkçe’sine aktarılmış biçimleriyle, ama tam metin olarak, bu biçimleriyle yayına hazırlık çalışmalarını tamamladık. Serinin 100 eserde tamamlanması düşünülüyor. Bu destanlarımızdan film konularının çıkarılması, senaryolar elde edilmesi, çizgi filmler, bilgisayar oyunları üretilmesi en büyük dileğimizdir."

Yorum (0)

Hava Yastıklarına Dikkat!

4/6/2009 ·


Hava yastıkları kaza anında açılıyor ve hayat kurtarıyor. Ama içindeki madde özellikle tamirciler için çok zararlı.


Araçlardaki hava yastıklarının kaza anında açılmasıyla ortaya çıkan pudra şeklindeki “sodyum hidroksit” adlı maddenin ciltte ve gözlerde tahrişe neden olabildiği, bu konuda özellikle tamircilerin duyarlı davranmaları gerektiği bildirildi.Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi bünyesindeki “Uludağ Zehir Danışma Merkezi”nin sorumlusu Prof. Dr. Gürayten Özyurt yaptığı açıklamada, araçlardaki hava yastıklarının bazı durumlarda zararlı olabileceğini söyledi.

Hava yastıklarının çalışmasını sağlayan düzeneğin içinde “sodyum asit” denilen bir madde bulunduğunu ve bu maddenin kaza anında reaksiyona girerek “sodyum hidroksit”e dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Özyurt, “Sodyum hidroksit, beyaz toz halinde hava yastığının açılmasıyla birlikte yolcu bölümüne dağılıyor. Literatürde, bu maddenin neden olduğu etkilerle ilgili bilgiler var. Bu madde, deride ve gözde kızarıklıklara, yanıklara neden olabiliyor” dedi.

Prof. Dr. Özyurt, araç tamiriyle uğraşanların bu konuda daha duyarlı olmaları gerektiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Bu madde, göze, deriye bazen de kulağa bazı önemli zararlar verebiliyor. Kaza anında hava yastıkları tabii ki hayat kurtarıyor. Çok önemliler. Ama içindeki bu maddenin de bazı yan etkilerinin olabileceği düşünülmeli, ona göre hareket edilmelidir. Özellikle otomobil tamircileri bu konuda duyarlı olmalı. Çünkü tamir sırasında bu maddeyle temas halinde olabiliyorlar.”

Yorum (0)

2009 yılının en büyük patlamasını yapan 2.ci site olan Badoo...

4/6/2009 ·



2009 yılının en büyük patlamasını yapan 2.ci site olan Badoo...


2009 yılının en büyük patlamasını yapan 2.ci site olan Badoo 1 milyonu Türk olan 30 milyon Badoo severe ulaşmayı başardı.

Her dakika eklenen yeni kullanıcılarla beraber Badoo hızla yükselişini sürdüyor.

Genellikle Güney Avrupa ve Güney Amerika lokasyonlu kullanıcı profili bulunan Badoo bu coğrafyayı büyütmekte kararlı.

Bu strateji çerçevesinde Badoo Sosyal Ağ sitesinde bir çok ülke için dil desteği verilerek Asya ve Kuzey ülkelerine ulaşılmaya çalışıyor.

Badoo sade yapısı ile gelişmeye ve her saniye güçlenmeye devam ediyor...

Yorum (0)

İnternetin Geleceği Ne Olacak?

4/6/2009 ·

İnternetin Geleceği Ne Olacak?

Uzmanlar 2020'den önce İnternet erişimimizi birincil olarak cep telefonlarımızla yapacağımız yönünde tahminlerde bulunuyor.

Pew İnternet ve Amerikan Hayatı Projesi’nin hazırladığı “İnternet’in Geleceği” adlı raporda, “Cep telefonlarının şu anda önemli bir işlem kapasitesi var. Gelecekte İnternet erişimi için ilk seçenek haline gelecekler, hatta birçok insan için te İnternet kaynağı olacaklar” deniyor.

 
Raporda yazıldığına göre, ileride telefonlar, uluslararası alanda birçok operatörün kabul edeceği birtakım evrensel standart ve protokoller kapsamında sunulacak. İnternet üzerinden gerçekleştirilen Pew anketine göre, ortalama beş uzmandan dördü bu senaryoya katılıyor. Pew’in bu anketindeki soruları 578 önde gelen İnternet eylemcisi, kurucusu ve yorumcusu yanıtlamış.
 
Katılımcılar çeşitli teknoloji kuruluşlarından ve İnternet’in gelecekteki etkisi üzerine cesurca tahminler yürüten (1990-1995 arasında hazırlanmış bilimsel, resmi ve ticari belgelerin kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmesiyle saptanan) bazı kişiler arasından seçilmiş. Uzmanlara, İnternet aracılığıyla farklı sosyal gruplarla daha çok etkileşim halinde olmanın, 2020’ye kadar, toplumsal hoşgörüyü önemli ölçüde artırarak tutuculuğa ve bağnazlığa bağlı eylemlerin, önyargıya dayalı suçların ve şiddetin azalmasına neden olup olmayacağı sorulmuş.
 
Anketin sonuçlarına göre, uzmanların %32’si İnternet’in toplumsal hoşgörüyü artıracağını düşünürken %56’sı bu görüşe katılmıyor. Pew’in raporunda yer alan açıklama şu şekilde: “Ankete katılanların bir bölümü hoşgörülü olanlarla olmayanlar arasındaki uçurumun İnternet’te kullanılan bilgi paylaşım taktiklerinden dolayı derinleşebileceğini belirtmiştir. ”Küresel İletişim Merkezi politika analisti Adam Peake, Pew’e verdiği yanıtta, toplumsal hoşgörünün insanın doğasında bulunmadığını belirtiyor.
 
Pew raporunda yer alan sonuçlardan bazıları şu şekilde:
 
- Uzmanların %55’i insanlararası etkileşimin, sanal dünya ve başka “artırılmış gerçeklik” türleri aracılığıyla oluşan yapay alanlarda rutin olarak gerçekleşeceğini düşünüyor.
- Uzmanların yaklaşık üçte ikisine göre sesleaktivasyon ve dokunma 2020’ye kadar yaygın teknoloji arayüzleri haline gelecek. “Havada yazma” sanal klavyeler sayesinde yaygınlaşacak.
- Uzmanların %78’ine göre mevcut İnternet mimarisi 2020’de tümüyle yeni bir sistemle değiştirilmeyecek olsa da arama, güvenlik ve güvenilirlik yeni kuşak araştırmalarla artırılmış olacak (uzmanların yalnızca %6’sı bu görüşe katılmazken %16’sı yanıt vermemiştir).
- 2020’ye kadar insanlar İnternet teknolojisi nedeniyle kişisel bilgilerin, görüşlerin ve duyguların paylaşımı konusunda daha açık hale gelecek ancak uzmanlar bu yeni saydamlığın, bireysel dürüstlüğü ve bağışlayıcılığı artırıp artırmayacağı konusunda ikiye ayrılmış durumda.
- On uzmandan altısı telif haklarını koruma teknolojisine sahip içerik kontrollerinin 2020’ye kadar yoğun bir şekilde uygulamaya gireceğini düşünmüyor.

Yorum (0)

Yeni Yok Oluş Teorisi

4/6/2009 ·

Prof. Celâl Şengör ve öğrencisi Saniye Atayman tarafından gündeme getirilen yeni “yokoluş” teorisi, dünya bilim çevrelerinde heyecan yarattı.

Amerikan Jeoloji Cemiyeti’nin “Bir Global Jeoloji Çalışması” adıyla yayımladığı kitabın tezi şu: 250 milyon yıl önceki yokoluş bir meteor düşmesi veya volkanik patlama sonucunda değil, o zamanki büyük okyanusun Karadeniz gibi oksijensiz kalmasından kaynaklandı.

BİLİM insanları, yaklaşık 250 milyon yıl önce dünyadaki canlıların yüzde 95’inin yok olduğunu çok önceden ortaya koydu. Arkasından da bu büyük yokoluş üzerine teoriler geliştirmeye başladı. En yaygın ilk teori, bu büyük yokoluşun dünyaya çarpan bir meteordan kaynaklanmış olabileceğine ilişkindi. Daha sonra bu görüş revize edildi ve Sibirya’daki Tungusko volkanik alanındaki büyük patlamanın asıl sebep olduğu tezi gündeme geldi. İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyesi jeolog Prof. Celâl Şengör ve öğrencisi Saniye Atayman’ın Amerikan Jeoloji Cemiyeti tarafından yayımlanan tezi ise bu iki görüşün de doğru olmadığını gösteriyor. “Bir Global Jeoloji Çalışması” adıyla yayımlanan kitaba göre, yokoluşun temel sebebi, 250 milyon yıl önce, dünyadaki kıtaların ayrışmadığı dönemde süper kıtanın ortasında yer alan okyanusun bizim Karadeniz’e dönüşmesi yani içinde teneffüs edilecek oksijen kalmaması. Bir süre sonra sıkışan gazlar da bir gazoz gibi köpürerek çevreye yayılıyor ve okyanusun çevresini hayat alanı olarak seçen ve bu zehirli havayı soluyan bütün canlıları öldürüyor.

Fosil desteği

Prof. Şengör ve Atayman, bu teorilerini kitap haline getirmeden önce muhtelif uluslararası toplantılarda tebliğ olarak takdim etti. Bu tebliğ bilim çevrelerinde büyük bir tartışma başlattı. Bulunan fosil örnekleri teoriyi doğrularken, Amerikan Jeoloji Cemiyeti de tarihinde ilk kez iki Türk bilim insanı tarafından yazılan kitabı büyük bir hızla bastı ve bilim dünyasına sundu. Prof. Şengör, halen Güney Afrika’daki Bernard Price Paleontoloji Enstitüsü’nde görev yapan ‘magister’ öğrencisi Saniye Atayman’ın biyoloji kökenli olmasının teoriyi destekleyen mantar fosillerin bulunmasında etkili olduğunu belirterek, Atayman’ın daha ilk tebliği ile dünya bilim çevreleri tarafından kabul gördüğünü söyledi.

Prof. Şengör’e, dünyada büyük yankı uyandıran tezlerinin Türkiye’deki bilim çevrelerinde de benzer bir heyecan uyandırıp uyandırmadığını soruyoruz. Cevabı, hüzün verici:

“Türkiye’de bir bilim camiası olmadığı için Türkiye’nin ne yaptığı beni ilgilendirmiyor. Ama şunu söylemem lazım: Saniye Atayman olmasaydı bu kitap ve bu teori olmazdı. Saniye bilim çevresine kendi kendini soktu, hem de büyük bir başarıyla. Büyük bir sabır ve inatla benim başta ortaya attığım bir fikri bir yıl boyunca çeşitli verilerle kontrol etti. Bir yıl boyunca sabahlara kadar birlikte çalıştık. Bu arada Saniye bana sık sık karşı çıkarak benim fikirlerimin değişmesine, gelişmesine ve daha doğru hale gelmesine hayati bir katkı yaptı.”

Yorum (0)

Nokia Japonya pazarından çıkma kararı aldı

31/5/2009 ·


Nokia, dünyanın en büyük pazarlarından biri olan Japonya’dan çıkma kararı aldı.
Finlandiyalı telefon üreticisi Perşembe günü NTT DoCoMo ve Softbank Mobile için cep telefonu üretmeyi bırakacağını ancak lüx Vertu markasının üretimine devam edeceğini açıkladı.
Reuters’in haberine göre Nokia başkan yardımcısı Timo Ihamuotila ‘Mevcut küresel ekonomik iklimde, Japonya’ya özel tasarlanmış ürünlere yönelik yatırımımızı devam ettirmenin sürdürülebilir olmadığına karar verdik’, dedi.

Küresel planda %40′lık pazar payına sahip olan Nokia için Japonya zor bir lokma olmuştu. Japonya nüfusunun %85′i zaten mobil telefon sahibi ve bu telefonlar genellikle TV yayını ve elektronik ödeme gibi gelişmiş 3. nesil özellikler taşıyor.

iPhone da Japonya’da zorluk yaşıyor

Apple’ın dünya çapında fark yaratan iPhone’u bile Japonya pazarına girmekte zorlanmıştı. iPhone Japonya’da piyasaya sunulduktan sonraki iki ay içerisinde sadece 200.000 cihaz satabildi. Bunun sonrasında ise talep daha da düştü ve uzmanlar 1 milyon satış hedefinin ancak yarısına ulaşabileceğini düşünüyor.

Yorum (1)

Yahoo! Geocities’in fişini çekti

31/5/2009 ·

Yahoo! 1999 yılında 2.87 milyar dolara satın aldığı ücretsiz website oluşturma servisi Geocities’i kapatma kararı aldı. Bu kararın ardından geocities yeni hesap açma işlemlerini durdurdu, ancak eski müşteriler mevcut hesaplarını kullanmaya devam edecek. Yahoo! şimdilik halihazırda hesap sahiplerini ücretli hosting platformuna geçmeye teşvik etmekle yetiniyor.

geo

Geçtiğimiz yıllarda Geocities’in trafiği düzenli olarak azalmaktaydı. ComScore’a göre Geocities’in trafiği mart ayında geçen yıla göre %24 düşerek 11.5 milyon tekil kullanıcıya geriledi.

Myspace gibi sosyal networklerin ortaya çıkmasıyla gerileme trendine giren geocities benzeri site oluşturma platformları, blogger ve wordpress gibi blog servislerinin de etkisiyle erimeye devam etti; çok yakın bir zamanda ise birer hatıra olarak internet tarihine karışacak gibi görünüyor.

Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »